TERA YAYIN - TANITILMAYAN KİTAP, YOK MUDUR ?
TERA'NIN FELSEFESİ
TERA ÇOCUK
TERA EDEBİYAT
UNUTULMAZ YAPITLAR
ÇÜRÜME ve İNİŞ
İLETİŞİM

PUSLAR ÜLKESİ


“Yok”, çok muğlak bir sözcük aslında, biraz elastik ve göreceli. Göreceli yani görmeye göre değişen. Gördükçe kılığı değişen, bir o kadar.

Aklınıza bir “yok” getirin, en son kurduğunuz “yok” sözüyle biten bir cümleyi getirin aklınıza.

“Hiç dostum yok!”

“İzlenecek film yok”

“Sevgi yok”

Bütün cümlelerde, varlığına inandığınız o ne ise sizin görüş ve algı alanınıza girmediği için “yok” diye nitelendirildiği çıkıyor.

“Hiç dostum yok” dediğiniz zaman, dostluğa yüklediğiniz anlam o kadar derinleşiyor ki. Dost kavramı bundan yara almıyor, dikkat ederseniz, sizin algı alanınıza girmemiş bir dosttan söz ediyorsunuz. Yani her yok dediğimiz ya da sandığımız aslında var ama biz görmüyoruz. Ama eğer çok dostum var derseniz, dostluk kavramı daha yüzeysel bir düzeye taşınır. Çokluk daima yüzeydedir, yokluksa derinde gizlidir.

“Yok” başa bela bir sözcüktür anlam olarak, parmağınızı bala daldırırsınız her “yok” deyişinizde, baldan kurtulmak için parmağınızı yalamanız gerekecektir ve yaladığınız anda balla yani yokla tanışmış olursunuz. O halde bir şeyi görebilmek, algılayabilmek ve hissedebilmek için aslında onun yok olduğunu telaffuz ediniz. Sevgi yok, aşk yok, umut yok, mutluluk yok dediğinizde içinizde varolan ama yok görünen her duygu hevesle canlanmaya başlar.

Bugün gördüğünüz bir “yeni şey” var mı? Mesela bir kitap gördünüz, o kitap dün yoktu. Belki de o kitapta yazılanları arıyordu içiniz, kitap dün yoktu, sizin için yoktu ama bir başkası için vardı; ve o kitabın yokluk ve varlıkla ilgili bir sorunu da yoktu, o yalnızca metalaşmış bir enerji olarak algısına gireceği okurları bekliyordu, hatta hiç okunmasa bile artık bir enerji olarak durarak hayata karışmıştı.

Kuşkusuz yok’un felsefesini yapmaya devam edeceğiz., burada, ve herkes yokun peşine düşmelidir, yok varlaştıkça başka yoklar aranmalıdır. Görünmeyen görünür olduktan sonra başka bir görünmeyenin görünür kılınması için yol açılır.

Oysa sistem şunu dayatıyor: görünür vardır, bizim reklamını yaptığımız, bizim beğendiğimiz vardır, gerisi yoktur. Okur şunu yapmaya alıştı: Çok satanlar listesine bakılır ya da ön sıralara konmuş kitaplar fazla araştırılmadan satın alınır. Okunur ya da okunmaz…

Tanıtılan kitap, satın alınan kitap okunan, anlaşılan kitap değildir ama ünlü bir kitaptır.
Tanıtılan kitap, okunan kitap, beğenilen kitap çok önemli bir kitap da olmayabilir.
Tanıtılan kitap o günün popüler düşünce furyasını kaşıdığından parlak görünebilir.
Tanıtılan kitabın yazarı tanıtan kişi ya da kurumun arkadaşı ya da çalışanı olabilir.
Tanıtılan kitap, zaaflarımızı pohpohladığından uyuşturucu gibi beğenilebilir.
En nihayeti :
Tanıtılan kitap iyi ve gerçeklik yolunda biraz daha ışık elde edebileceğimiz bir kitap da olabilir…

Peki ya tanıtılmayan kitap?

Tanıtılmayan kitap, önerilmeyen kitap mıdır?
Önerilmeye değer görülmeyen midir?
Bir kitap, bazen, onu tanıtacak ya da eleştirecek kişiyi aşar, onun eremeyeceği bir gerçeği açınlayabilir. Hiç kimse kendini aşan bir kitabı eleştiremez, doğru dürüst tanıtamaz.

Tanıtılmayan kitap, bazen, erilemeyen kitaptır.
Madem ki her yok, aslında “henüz” görülmeyen olandır.

Bazen “yok” denen o dönemin karanlığında o kadar parlar ki, yanına bile yaklaşılamaz.
Bazen tanıtılmayan “yoksanmak” istenen bir hayatın sözcüsüdür.

O kadar varız ki, yokuz.

Yoklarımız varoldukça, başka yoklar bulacağız…

Hayat bir aşmalar, “yokları” var etmeler zinciridir… Yokları gördükçe hayat da genişleyecek, gözlerimizin açıları da…

O halde sizce tanıtılmayan kitap, yok mudur?

 
Bu sitede yayınlanmasını istediğiniz yorumları terayayin@gmail.com adresine bekliyoruz. Ad, soyad ve iletişim bilgisi içermeyen yorumlar yayınlanmaz.
COPYRIGHT - TERAYAYİN © - 2007